Aylık Arşiv: Mart 2014

Bakteriler Ve Virüsler Arasındaki Benzerlikler Nelerdir

Bakteriler Ve Virüsler Arasındaki Benzerlikler


Bakteriler normal bir mikroskop altında görülebilir. Virüsler ise, çok ufak olduklarından, ancak çok kudretli olan bir elektron mikroskopu altında görülebilmektedirler. Bakteriler çok ince delikli filtreden büyükleri nedeniyle geçemezken, virüsler bunlardan kolaylıkla geçebillcek kadar küçüktürler.

Bulaşıcı hastalıkların sebepleri nedir ve bunların her birinden örnekler ?
a. Bakteriler (tifo, zatürree vb.).
b. Protozoa (amipli dizanteri, sıtma).
c. Rickettsia (tifüs, rocky mountain lekeli nöbet).
d. Virüs (enflüanza, çiçek hastalığı, kızamık).
e. Mantarlar (dezidroz, blastomikoz).

Bakteriler ve virüsler, gelişme ve çoğalmaları için canlı hücrelere ihtiyaç duyarlar mı ?
Bakterilerin buna ihtiyaçları yoktur. Onlar canlı olmayan maddelerle büyüyüp üreyebilmektedirler. Virüsler ise ancak canlı doku hücrelerinde gelişip üreyebilirler. Bu hücreler hayvan veya insan
hücreleri olabilir. Yeni doku kültür teknikleri sayesinde birçok yeni virüs tesbit edilmiştir ve bunların bazılarının, bugün artık belli olan hastalıkları geliştirmekte oldukları bilinmektedir.

Virüs hastalıkları nasıl yayılır ?
Temesla, havada virüsün damla halinde kalmasıyla ve sivrisinek, bit, tahtakurusu vb. gibi taşıyıcıların aracılığıyla.

Bakteri ve virüsler antibiyotik ve başka kimyasal ilâçlara karşı aynı tepkiyi gösterirler mi ?
Hayır. Birçok bakteri antibiyotik ve kemoterapik ilâçlar (penisilin, Mycin grubu, sulfa grubu vb.) ilâçlarla ölür veya etkisiz kalırken, virüslere bu gibi ilâçlar tesir etmemektedir.

Bir virüs hastalığına yakalanan kişideki virüs, o hastayı aynı hastalığının tekerrürüne karşı korur mu ?
Her zaman değil. Birçok hallerde; çiçek hastalığı, kızamık, çocuk felci ve benzeri hastalıklara yakalanan bir hasta ikinci kez bu hastalığa tutulmaz. Fakat, soğuk alma, enflüenza vb. hastalıklardaki virüs koruyucu değildir ve aynı hastalık defalarca tekerrür edebilir.

Virüs hastalıklarına karşı bağışıklık nasıl temin edilebilir ?
Ölmüş veya zayıflamış virüslerden geliştirilen aşıların kullanılmasıyla. Örneğin çocuk felci ve enflüenza aşıları. Kızamık aşıları (hem canlı ve hem de zayıflatılmış virüslerden geliştirilmiş) ve kızamıkçık ve kabakulak için geliştirilmiş aşılar günümüzde genel olarak kabul edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır.

Normal soğuk algınlığına karşı tesirli bir aşı var mıdır ?
Henüz yoktur. Ancak bu yolda çalışmalara devam edilmektedir ve ileride böyle bir aşının bulunacağı kuvvetle umulmaktadır.

Hava Küre Nedir

Hava Küre

Hava küre Dünya’yı çepeçevre saran gaz örtüsünden oluşur. Hava içerisine çeşitli gazlar bulunur.

Havanın varlığını yüzümüze doğru bir yelpaze salladığımızda yâda hareket halindeki camını açtığımızda hissederiz.

Hav kürenin alt sınırı kara ve su katmanın yüzeyinden başlar. Buradan itibaren hava kürenin 12 km.lik kısmında yaşam devam eder.

Soluk alırken kullanılan hava, ilk 12 km’lik kısımda bulunur. Ayrıca yağmur, kar, rüzgâr ve fırtına gibi hava olayları da bu kısımda gerçekleşir.

Hava kürenin ilk 12 km’lik kısmı ile uzay boşluğu arasında değişik özelliklere sahip katmanlar bulunur.

Kalbi Besleyen Damarlar Hangileridir

Kalbi Besleyen Damarlar

Merhaba sevgili öğrenciler.

Sizlere bugün Kalbi Besleyen damarlar, Kalbi Besleyen Damarlara Ne denir vb. sorularınıza cevap aramaya çalışacağız. Dilerseniz detaylı bilgiler almaya başlayalım.

Kalbi Besleyen Damarlar

Kalp aort damarının başlangıcından ayrılan ve kalp duvarının içine uzanan “ koroner arterlerden” gelen kan ile beslenir. Koroner arterlerden biri yağ tabakası sebebi ile daralabilir ve kalbe yeterli kanı veremez bunun sonucunda “ enfarktüs “ denen ve ölümle sonuçlana bilen rahatsızlık oluşur. Kalbin kasılmasına “sistol” gevşemesine “diastol” denir.

ÖNEMLİ ARTERLER ;
Önemli arterler denince aort ve onun dalları akla gelir.

Aort ; Vücudun bütün kısımlarına dal veren ana arterdir. Çapı 1,5 cm , uzunluğu 45 cm kadar olan kuvvetli bir damardır. Kalbin sol ventrikülünden yukarı doğru kısa bir mesafe aldıktan sonra , kalp üzerinden soldan sağa doğru bükülerek kavis yapar.

Aort uzandığı ve dal verdiği bölgelere göre şu isimleri alır ;

I)Çıkan Aort ( pars ascenders)
II)Aort kavisi ( arcus aorta) ; Üç büyük arter çıkar. Anonim arter , sol ana karotis arteri ( a.caratis communis) , sol köprücük altı arteri ( a.subclavia)
III)Göğüs Aortu ( aorta thoracica)
IV)Karın aortu ( aorta abdominalis ) ; Karın boşluğu organlarına giden arterler ; cliak arter(karaciğer , dalak , ve pankreasa gider) , mezanter arter ( ince ve kalın bağırsağa dağılır) , böbrek arteri ( a.renalis) , Üro-genital arterler.
V)Aortun sonuçlanması.
ÖNEMLİ ARTERLER ;

VENLER ;
ÜST ANA TOPLAR DAMARA KATILAN VENLER ( V.CAVA SUPERİOR) ;
·Kafa Venleri ;
·Venajugularis interna ; sinüslerden gelen venin daha büyük hali.
·Venajugularis externa ; Troid bezinden , yüz, kafa ve boyun bölgesinden gelen venlerin çene kemiği altında birleşmesi.
·Üst taraf (kol) venleri.
·Köprücük altı veni.
·Üst ana toplardamar .

 

Toplumun Temel İhtiyaçları Nelerdir

Toplumun İhtiyaçları

İnsan hayatına çoğu zaman hakim olan unsurlar, akıl değil de duygu, tutku ve heyecanlardır. Bu durum, psikolojik güdülerin kişinin hareket ve davranışlarını yönlendirmedeki önemini belirtme açısından dikkat çekicidir.

Hareket ve davranışlarla, kişinin hadiseleri anlamlandırma ve ruhsal hayat arasında sıkı bir ilişki vardır. Ruhi ihtiyaçlar, gerek çocuk ve gerekse büyük yaşlardaki insanlar için fevkalade önemlidir. Nitekim ruhsal ihtiyaçları zamanında karşılanmamış çocuklar, büyüdüklerinde davranış bozuklukları gösterebilirler. Psikolojik güdüler, biyolojik güdülerin aksine öncelikle öğrenme tarafından belirlenir. Bunlar, gelişimin daha sonraki bir aşamasında ortaya çıkar ve temel ihtiyaçlar karşılandıktan sonra önemli hale gelirler. Büyüdükçe de, kişinin sosyal boyutları da gelişir ve karmaşıklaşır.

Çoğu kere psikolojik oluşumların sonu kalpte biter. Kalp de değişik etkilere açık olan bir hal içinde bulunmaktadır. İnsanın iç alemindeki oluşumlar, dış aleme, başka bir ifadeyle sosyal hayata intikal etmekte ve orada iyiden veya kötüden yana değişmeler meydana getirmektedir. Taşlaşmış kalp, imana yakın olmayıp; gelişmeye, değişime ve yenilenmeye kapalıdır.

Bir psiko-sosyal ihtiyaç olarak güven duygusu ve emniyet hissi, insanın asli ihtiyaçlarındandır. İnsanın kendisini emniyette hissetmesi, güven ve başarıya ***ürürken; korku da başarısızlığa yol açmaktadır. Güven, zihnin yüce ve asil yönlere doğru kesin bir umut ve kendine inançla yola çıktığı duygudur. Beceri ve güven, yenilmeyen ordulardır. Olumlu duygu ile renklendirilmiş bir tutum olan güven, olumsuz duygulara bağlı olan güven eksikliğine galip olduğunda başarı kendiliğinden gelecektir.

İnsan kuvvetli olduğunda büyüklenme, zayıf olduğu durumlarda boyun eğme (sığınma/edilgenlik) güdüsüne sahiptir. İnsanlar, toplum içindeki tutum ve davranışlarıyla kendilerine karşı da özsaygı ve değer kazanırlar. Bu, kişilik gelişimi açısından son derece önemlidir.

Güven duygusunu mutlak tatmin edecek olan Yaratıcı’ya inanma ve O’na dayanmadır.

Psiko-sosyal ihtiyaçların tatmini kişinin toplumda bir yer ve değer kazanması açısından önemlidir. Söz konusu bu ihtiyaçları belirli ölçüde giderilmeyen insanlarda bazı davranış bozuklukları kendisini göstermektedir.

Toplumsal hayat, insanların belli kurallar dahilinde tutum ve davranış sergilemesini gerektirir. Kendisine belli bir değer atfedilen hürriyet gaye değil vasıta ve ancak hakikatin köklerine mahsus bir haktır. Dolayısıyla hürriyet; ilkesizlik, her istediğini yapma ve başıboşluk demek değildir. Çünkü bu anlamdaki mutlak hürriyetten bahsetme imkansızdır. Hürriyet, sadece bedensel isteklerin tatminine yönelik olamaz. Gerçek hürriyet, insanların yaratıcılarına uygun bir hayat tarzı ve bir yaşama hakkı elde ettikleri, Yaratıcılarına hakkıyla kul olabildikleri an gerçekleşecektir. Hürriyet, içsel ve vicdanî bir değer olup Allah iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir. Hasretin acısı ne kadar kuvvetli olursa, kavuşmanın zevki de o kadar büyük olur. Nefs ve ruh hürriyeti şeklinde iki hürriyetten bahsetme olasıdır. Ruhun hürriyeti hakikate esir olmak, nefsin hürriyeti ise, nefsin her isteğini yapmaktır ki, bu aslında nefse esir olmaktadır. Bu görüş insanın çelişkili iki bileşenden oluştuğu yargısından kaynaklanmaktadır. Bu hürriyetler birbirlerine kapalı kalpler sistemiyle bağlıdır. Nefs hürriyeti genişledikçe ruh hürriyeti, fert hürriyeti genişledikçe de cemiyet hürriyeti daralacaktır.

Asıl hürriyet, manevî hayat aleminde mümkündür. Çünkü tabiat aleminde günahlar yerçekimi fonksiyonu görürler. Kişi manen yükselip günahlardan uzaklaştığı ölçüde rahat olur ve hürriyete kavuşur. Manevî hayat, hürriyet alemidir; tabiat alemi ise hürriyete zıt bir alemdir. Binaenaleyh, insan hayatında manevi hayatın idealleri ne derece önem kazanırsa; tabiatın esirliğinden o derece kurtulur, o derece serbest ve bağımsız olur.

İnsanları bir arada tutan şeyler de, maddî menfaat ve çıkarlardan çok, manevî bağlardır. Maddi çıkarlar üzerine oluşturulan bağlar çabuk yıpranır. Para bile, maddî varlığı sebebiyle değil, ancak insanların ona verdikleri kıymet sayesinde geçerli olmaktadır.

İnsanın en sağlam ve temelli olan psikolojik ihtiyaçlarından birisi de dindir. Çünkü din, kişilik üzerinde müspet tesirler bırakarak onu kuvvetlendirmekte ve kişilik bütünlüğünü etkilemektedir.

İhtiyaç kelimesinin Kur’an’daki geçiş şekli zaman zaman Türkçe’de de kullandığımız ‘hacet’ kelimesidir. Bu kelime, Yusuf Suresi 68. ayette, ‘Yakup (a.s.)’ın içinden geçirdiği bir istek ve dilek’, Gafir Suresi 80. ayette ‘gönüllerdeki arzu’ ve Haşr Suresi 9. ayette ‘kişinin içinde hissettiği eksiklik ve ihtiyaç’ anlamında zikr olunmaktadır.

Mantarların Genel Özellikleri Nelerdir

Mantarların Genel Özellikleri

Mantarların Özellikleri Nelerdir

Mantarlar

Mantarlar, sitoplâzmalarında zarla çevrili bir çekirdeğe sahip olan ökaryot hücreli canlılardır. Mantarlar genellikle çok hücrelidir. Klorofil içermeyen, yaşamları için gerekli olan besini hazır olarak sağlayan heterotrof canlılardır.

1. Mantarların Genel Özellikleri

Mantarlar, yüksek yapılı bitkilerdeki kök, gövde ve yaprak gibi organlara sahip değillerdir. Fakat hücrelerinin etrafında belirli bir hücre çeperinin olması, sporla çoğalmaları ve genellikle hareketsiz oluşları nedeniyle bitkilere benzer canlılardır. Şapkalı mantarların çeşitli türleri ülkemizde doğal olarak yetişir, bazı türleri zehirlidir. Şapkalı mantarlar besin ve ilâç yapımında kullanılmak üzere özel olarak da yetiştirilmektedir.

2. Mantarların Çeşitleri

Mantarlar maya mantarları, küf mantarları, şapkalı mantarlar ve enfeksiyon yapan mantarlar olarak gruplandırılır.

Maya mantarları; genellikle tek hücreli organizmalar olup, hücre çeperleri kitinden yapılmıştır. Mayaların en önemli özelliği eşeysiz üremelerinin tomurcuklanma yolu ile olmasıdır. Özellikle şekerli ortamlarda, toprakta, hayvan atıklarında bol miktarda görülür. Hamurun mayalanmasında, bira üretiminde maya mantarlarından yararlanılır.

Küf mantarları; çürümekte olan böcek, balık, kuş artıkları üzerinde saprofit olarak yaşarlar. Eşeyli ve eşeysiz ürerler. Besinlerin küflenmesine neden olurlar. Mantarların sporları peynir, salça, ekmek, limon ve yemekler üzerinde çoğalarak besinlerin küflenmesine neden olur.

Şapkalı mantarlar; genellikle ağaç altlarında, çayırlarda yetişen tipik şemsiye şeklinde olan mantarlardır. Bu mantarların zehirli ve zehirsiz türleri vardır. Zehirsiz türlerinin kültürü yapılarak kolayca yetiştirilir. Şapkalı mantarlar; demir, bakır, fosfor, vitamin ve protein açısından zengin olduklarından besin olarak tüketilir.

Enfeksiyon mantarları; insanda ağız ve boğaz hastalıkları, üreme organları ve deride enfeksiyonlara neden olan mantarlardır. Bebeklerde görülen pamukçuk, saç dökülmesine neden olan saçkıran örnek verilebilir.

3. Mantarların Biyolojik, Ekonomik Önemi ve İnsan Sağlığı ile İlişkisi

Mantarların en önemli görevleri yeryüzündeki madde dönüşümünde rol almalarıdır. Mantarlar, ölü bitki ve hayvan kalıntılarının çürüyerek toprağa karışmasında rol oynarlar. Bitkilerin sonbaharda dökülen yaprakları, mantar ve bakteriler tarafından çürütülerek humuslu organik maddelere dönüştürülür. Oluşan fosfat ve nitrat gibi mineraller bitkiler tarafından alınarak yaşam döngüsüne katılır.

Mantarlar, gıda ve fermantasyon endüstrisi, ilâç sanayii ve çeşitli ürünlerin elde edilmesinde kullanılmaktadır.

Peynir, alkol, ilâç, ekmek yapımında mantarlardan yararlanılır. Ekmek yapımında hamura katılan maya, kimyasal tepkimeler sonucunda karbon dioksit gazının çıkışına yol açar ve hamur kabarır. Bazı maya mantarları da salgıladıkları enzimlerle, glikozu parçalayarak alkole dönüştürürler. Bira ve şarap gibi alkollü içecekler şekerin fermantasyonu sonucu oluşur.

Şapkalı mantarlar, eski çağlardan beri tüketilen önemli bir gıdadır. Mantarın besin değeri oldukça yüksektir. Özellikle içerdiği protein, vitamin ve mineral maddeler mantarın beslen­medeki önemini arttırmaktadır.

Mantarda, mineral maddelerden kalsiyum, demir, fosfor, potasyum ve bakır bulunmaktadır.

Mantarlar, ilâç yapımında da kullanılmaktadır. Çeşitli antibiyotikler, steroit hormonlar, birçok vitamin­ler mantarlardan elde edilen ilâçlardır. Son zamanlarda mantarlar kanser tedavisinde de kullanılmaya başlanmıştır. Penicillium chrysogenum mantarının ürettiği penisilin antibiyotiği, bakteriyel hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Doğadaki mantarların zehirli ve zehirsiz cinsleri bulunmaktadır. Bu mantarların ayırt edilememesi sonucu zehirlenmelere çok rastlanmaktadır. Bilinçsizce toplanan zehirli mantarların tüketilmesi insanların ölümüne neden olmaktadır. Bu tehlike kültür mantarlarında görülmez. Bu nedenle kültür mantarlarının tüketilmesi gereklidir. Kültür mantarları lâboratuvar şartlarında kolayca yetiştirilebilir. Nemli ve karanlık ortamlarda, gübre ve saman karışımında kolayca yetiştirilen ve zehirleme tehlikesi olmayan önemli bir besin kaynağıdır.

Türkiyede Akarsuların Akış Hızı Ve Aşındırma Gücü Nasıldır

Akarsular

Merhaba arkadaşlar.

Bugün sizlere türkiyede akarsuların akış hızı ve aşındırma gücü nasıldır sorusuna cevap olarak detaylı bilgileri siz değerli öğrencilerimiz ile paylaşmak istiyoruz. Hazırsanız başlıyoruz.

1) Kimyasal aşındırma: Akarsuyun geçtiği yerlerdeki kolay eriyebilen kayaları eriterek beraberinde taşıması olayıdır.

2) Mekanik aşındırma: Akarsuların aşındırması daha çok mekanik yolla gerçekleşir.

Mekanik Aşındırmada Etkili Olan Faktörler

1) Akarsu yatak eğimi,
2) Akarsuyun akımı,
3) Akarsuyun akış hızı,
4) Akarsuyun yük miktarı,
5) Akarsuyu yatağı çevresindeki bitki örtüsü,
6) Akarsu yatağındaki kayaların özelliği,

* Akarsular aşındırma faaliyetini daha çok ağızdan kaynağa doğru geri aşındırma şeklinde gerçekleştirir.

* Denize dökülen bir akarsu yatağını en son deniz seviyesine kadar aşındırır. Buna taban seviyesi (genel kaide seviyesi) denir. Göle dökülen akarsu da yatağını en son göl seviyesine kadar yapar. Buna da yerel kaide seviyesi denir.

Denge Profili: Akarsuların yatağını ağızdan kaynağa doğru geri aşındırarak düzleştirmesiyle oluşan iç bükey eğriye denir. Türkiye akarsuları denge profiline ulaşmamışlardır. Sebebi : Türkiyenin bugünkü yer şekillerinin yakın bir dönemde oluşmuş olmasıdır.

Akarsu Aşındırması

Akarsu yatakları boyunca akarken iki yoldan aşındırma yapar.

1-) Kimyasal Aşındırma:Toprak ve kayaların erimesi yoluyla olur. Kayaların yapısına suyun sıcaklığına ve içindeki CO2 miktarına bağlıdır. Erime sıcaklıkta arttığı için kimyasal aşındırma yaz aylarında ve tropikal bölgelerde daha çok olur.

2-) Mekanik Aşındırma:Akarsuların toprak ve kayalardan parçalar koparması ile oluşur. Akarsuyun mekanik aşındırma gücü şu etkenlere bağlıdır:

a) Su Miktarı (Akım):Bir akarsuyun taşıdığı su miktarı arttıkça aşındırma gücüde artar. Bu nedenle çok su taşıyan büyük akarsular daha çok aşındırırlar Su fazlalığı nedeniyle bir akarsu üzerinde en fazla aşındırma başlangıçta ağız kısmında olur. Ve yatağın kazılması da buradan geriye doğru ilerler buna geriye aşınma denir.
b) Akış Hızı:Aşındırma üzerinde etkili olan ikinci etken akarsuyun akış hızıdır. Bu da eğime bağlıdır. Eğimin fazla olduğu bölgelerde akarsular daha hızlı akar,aşındırma güçleri artar. Örneğin Türkiye’deki akarsular saniyede akıttıkları toplam su miktarı bakımından fazla zengin olmadıkları halde yataklarında eğimin fazla olmasından dolayı fazla aşındırırlar.
c) Yük Miktarı:Akarsuyun taşıdığı kum,çakıl,mil gibi maddeler akarsuyun aşındırma kazma araçlarıdır. Bu nedenle yük ne kadar çoksa aşındırma da o kadar fazla olur.
d) Zeminin Özelliği:Aşındırma akarsuyun geçtiği yerlerdeki kayaların özellikleri ile de ilgilidir. Kum çakıl gibi gevşek maddeler daha kolay koparılıp aşındırılır. Dirençli kayalar,katılaşım kayaları ve sert kum taşları aşınmaya daha uzun zaman karşı koyarlar. Akarsuyun geçtiği alanlar bitki örtüsünden yoksun ise aşındırma işlemi daha da artar.

AKARSULARIN AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ

DENGE PROFİLİ Akarsular yataklarını eğimin fazla olduğu yerlerde derine doğru,eğimin az olduğu yerlerde ise yana doğru aşındırırlar. Bir akarsu yatağını derine doğru aşındırdıkça yatak eğimi azalır,deniz seviyesine yaklaşır. Hiç bir akarsu yatağını deniz seviyesinden daha derine aşındıramaz buna taban seviyesi denir. Taban seviyesine ulaşmış akarsularda derine aşındırma sona erer. Akarsuyun ağız bölümü su miktarının çokluğuna bağlı olarak taban seviyesine daha kısa sürede ulaşır buralarda derine aşındırma olmaz fakat kaynağına (geriye) doğru derine aşındırma artarak devam eder. Buna geriye aşındırma yada boyuna aşındırma denir. Geriye aşındırma sonucunda akarsu boyunu geriye doğru uzatır. Su bölümü alanını yararak komşu akarsuyun yada kollarından birini kendine bağlayabilir. Bu olaya kapma denir. Bu olay nedeniyle akarsu havzaları genişleyebilir. Aşındırma sürdükçe akarsuyun yatak eğimi azalır, akış hızı yavaşlar. Derine aşındırma azalır ve hemen hemen sona erer. Bu duruma erişmiş bir akarsuyun yatağında başlangıçtaki pürüzler,şelaleler ortadan kaldırılmıştır. Akarsu yatağının ağzından kaynağa doğru uzanan profili iç bükey düzenli bir eğri halindedir. Buna denge profili denir. Denge profiline ulaşmış akarsular yavaş akışlı ve enerji potansiyelleri az olur. Aynı zamanda bu akarsular taşımacılık için elverişlidirler. Türkiye’deki akarsular genellikle denge profilini almamış akarsulardır. Bunun nedeni Türkiye’nin bu günkü yeryüzü şeklini yakın bir jeolojik devirde (IV.Zaman başları) almış olmasıdır. Nitekim Türkiye’nin III.Zaman sonunda peneplen halinde iken IV.Zaman başında toptan yükselmiş olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucu olarak Türkiye’de dağlara oranla daha geniş yer kaplayan ova ve platolar yükseklerde kalmış ve akarsuların denge profili de bozulmuştur. Bu nedenle Türkiye’deki akarsulardan taşımacılık sahasında istifade edilememektedir.

Vadiler

Akarsuların yataklarını derine ve yana aşındırması ile oluşan ve sürekli inişi olan uzun çukurlardır. Değişik şekilleri vardır.

a)Boğaz Vadi:Yüksek yerlerde derine aşındırma ile oluşmuş vadilerdir. Yamaçlar dik vadi dardır. Dağları enine yaran ırmak vadileri Türkiye’de kuzey ve güney yönlü ulaşımda kolaylık sağlar. Bunlara yamaç vadileri de denir. Örnek Marmara da Gevye Boğazı,Küre dağlarında Kızılırmak vadisi Canik Dağlarında Yeşilırmak Vadisi,Akdeniz de Çubuk ve Gülek boğazları gibi.

b)Kanyon Vadierine aşındırmayı tamamlayan akarsuyun geçtiği bölgenin Epirojenik hareketler sonucu yükselmesi yada denizlerin çekilmesi sonucu akarsu yatağını tekrar derinleştirir. Böylece vadi yamaçlarındaki seki(taraça) denilen basamaklar oluşur. Kalkerli arazilerde farklı kayaların erimesi sonucunda da kanyon vadi oluşur. Örneğin Akdeniz’de Göksu Kanyonu gibi.

c)Çentik Vadi:Bazı vadilerin profili V biçimindedir. Bu tür vadilere çentik vadi denir. Bu tip vadiler genelde akarsuların yukarı çığırlarında oluşurlar. Aynı zamanda akarsuların ilk oluştukları dönemdeki genç vadilerdir.

d)Yatık Yamaçlı Vadi:Yana aşındırmanın fazla olduğu ve yamaçların yatıklaştırıldığı yerlerde vadilerin profili genişler ve yatık yamaçlı vadiler meydana gelir. Bu tip vadilerin genellikle alüvyonla kaplı geniş bir tabanları da vardır.

e)Geniş (alüvyal) Tabanlı Vadi:Yana aşındırmanın etkisi ile genişleyen vadilerdir. Eğimin azalmasına bağlı olarak birikmelerle alüvyon bir taban oluşmuştur.

Menderes (Büklüm – Menderesli Akış)

Akarsular yataklarını yanlara doğru da aşındırırlar sular bazen bir yamaca bazen ötekine çarpar. Çarpma ile yamaçların altı kazılır,zamanla yıkılır ve daha çok geriler. Böylece bir akarsu vadisindeki girintiler çıkıntılar büklümler halini alır. Bu büklümler büyüdükçe vadi genişler yamaçlar geriler. Bir akarsu vadisinde mendereslerin oluşması yatak eğiminin azalmasına bağlıdır. Bir akarsuda mendereslerin artması bu akarsuyun :

– Yatak eğiminin azaldığını
– Uzunluğunun arttığını
– Hızının azaldığını
– Aşındırma gücünün azaldığını gösterir.

Türkiye’de özellikle Ege bölgesinde bulunan akarsular (Gediz,Bakırçay.K.Menderes,B.Menderes) son derece belirgin menderesler meydana getirirler.

Peri Bacaları

Peribacaları volkanik tüf ve millerle kaplı yamaçlarda sellenme sonucunda meydana gelirler. Yamaçtaki tüf ve miller arasında yer yer daha dirençli tabakalar veya bloklar varsa bunlar altlarındaki yumuşak kısımları sellenmeye karşı korurlar. Böylece üzerine şapka gibi bir kaya parçası duran sütunları andıran garip şekiller meydana gelmiş olur. Peribacaları ülkemizde özellikle Ürgüp ve Nevşehir dolaylarında görülür. Peribacalarının şekillenmesinde aynı zamanda rüzgarın da dolaylı etkisi vardır.

Kırgıbayır (Badlands)

Sel sularının etkisi ile yamaçlar yarılır ve aynı zamanda gittikçe yatıklaşır. Bu arada yarı kurak bölgelerde mil ve tüf gibi maddelerden yapılmış yamaçlar üzerinde çok sık sel yarıntılarından oluşmuş karmakarışık ve üzerinde dolaşılması çok zor olan bazı şekillerde meydana gelir bunlara kırgıbayır adı verilir.

Dev Kazanı

Akarsuların çağlayan yaparak düştüğü yerlerde oluşan aşınım şekillerdir.

Platolar

Akarsular tarafından derince kazılmış yarılmış düzlüklerdir bu düzlükler eski peneplenlerin gençleşmesi-yükselmesi sonucunda oluşurlar. Bazıları da lav düzlükleridir.

Peneplen (Yontukdüz)

Akarsular yerkabuğunun yüksek kısımlarını aşındırarak çukur yerleri doldurarak yeryüzünü düzleştirmeye çalışırlar. İrili ufaklı bir çok akarsu tarafından yapılan aşındırmaya bağlı olarak çok uzun bir zaman sonucun da bütün arazi alçalmış engebelik bakımından silikleşmiş olur. Böylece karaların yüzeyi deniz seviyesi yakınlarına kadar alçaltılır ve hafif dalgalı bir düzlük haline dönüşür. Akarsu aşındırması sonucunda meydana gelen bu gibi düzlüklere peneplen adı verilir. Türkiye III.Zamanın sonlarında peneplen halinde iken IV.Zamanın başlarında tümden yükselmiş ve peneplen yüzeyi yükseklerde kalmıştır. Türkiye’deki ova ve platoların yükseklerde bulunmasının nedeni bu peneplen yüzeylerinin yükselmesidir.

 

Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345
Beylikduzu Digiturk