Kategori Arşivi: Ödev

Elektro Mıknatıs Nedir

Elektro Mıknatıs Nedir

Demir, nikel, kobalt gibi maddeleri çeken cisimlere mıknatıs denir. Çekilen maddelere manyetik maddeler, arada oluşan çekim kuvvetine de manyetik kuvvet denir. Manyetik kuvvet temas gerektirmeyen bir kuvvettir. Mıknatıslar doğal olarak bulunabilir aynı zamanda yapay olarak üretilebilir. Mıknatıslar çubuk, halka, at nalı.. şeklinde olabilir. Mıknatısların iki bölgesinde daha belirgin bir manyetik kuvvet vardır. Bu bölgelere mıknatısın kutupları denir. Kuzey kutbu N, güney kutbu S harfi ile gösterilir. Bir mıknatısı ne kadar bölersek bölelim sonuçta yine güney ve kuzey kutuplu mıknatıslar elde ederiz.Mıknatısların aynı kutupları birbirini iter, zıt kutupları birbirini çeker.

Elektrik Akımının Manyetik Etkisi var mıdır?

Basit bir elektrik devresi düşünelim. Bu devrenin etrafına bir pusula koyalım. İlk başta devrenin anahtarını açık bırakalım. Bu durumda açık anahtardan akım geçemeyeceği için ampul yanmaz, pusula da çalışmaz. Anahtarı kapatırsak devreden akım geçeceğinden ampul yanar ve pusulanın ibresinde bir sapma olur. Bu deneyi yapan Oersted, bu deneyle elektrik akımının bir manyetik etki meydana getirdiğini fark etmiştir.Yani ” İçinden akım geçen cisimler bir manyetik alan oluşturur.”

Elektromıknatıs Nedir?

Bir demir çivi üzerini iletken bir telle sardığımızda bobin sarımı elde ederiz. Bobin sarımının ucundaki tellere pil bağlarsak devreden akım geçer. Böylece bir manyetik alan oluşur. Bobine demir, nikel, kobalt gibi maddeler yaklaştırırsak demir çivi bir mıknatıs gibi davranır ve maddeleri çeker. Artık demir çivi elektromıknatıs olmuştur. Eğer pilin kutuplarını yer değiştirirsek yine aynı durumla karşılaşırız. Bobin sarımlı devreye anahtar bağlarsak ve anahtarı açarsak akım geçmeyeceğinden manyetik alan oluşmaz ve bobin sarımı mıknatıs özelliği göstermez.

Elektromıknatısın Kutupları

Tüm mıknatıslar N ve S olmak üzere iki kutupludur. Elektromıknatısın kutuplarını pusulayla öğrenebiliriz. Elektromıknatısınkutuplarına pusula yaklaştırırsak pusulanın ibresi bulunduğu yerdeki manyetik alana paralel durur. Böylece mıknatısın kutupları anlaşılır. Elektromıknatısın kutuplarını sağ el kuralı ile de anlayabiliriz. Bobini sağ elimizin avucuna aldığımızda dört parmağımızı akımın yönünü gösterecek şekilde tutarsak baş parmağımız N kutbunu gösterir. Elektromıknatısın diğer ucu da S kutbu olacağından kutupları adlandırabiliriz. Pilin kutuplarını yer değiştirirsek akım bu sefer ters yönde gideceğinden baş parmağımız bu sefer diğer tarafı N kutbu olarak gösterir.

1820’de Danimarkalı fizikçi Hans Christian Oersted’in (1777 – 1851) bulduğu elektrik akımının bu özelliği, fizik tarihinin en önemli buluşlarından biridir.

1825 yılında İngiliz bilim adamı William Sturgeon, solenoidin içine yumuşak bir demir çubuk konulduğunda manyetik kuvvetinin çok artığını keşfetti. Çubuk çabucak manyetize olarak kendi manyetik kuvvetinisolenoidinkine ekliyordu. Solenoit ile demir çekirdeğin birleşimine elektromıknatıs adı verildi.

Molekül Nedir

Molekül Hakkında Bilgi

Bir kimyasal maddenin bağımsız olarak bulunabilen en küçük parçası. Moleküller bir veya birden fazla atomdan müteşekkildirler. Bir veya daha fazla türden atomu ihtiva ederler. Asil (veya nadir) gazların molekülleri tek atomdan meydana gelmiştir. Bu elemanlar, atomlarının birbirleriyle birleşme yönünden az eğilim göstermesi yönünden değişik bir özelliğe sahiptirler. Asil gazların, molekülleri ve atomları aynıdır. Diğer bütün moleküller birden fazla atomdan meydana gelmiştir. Hidrojen H2 , oksijen O2 , azot N2 ve klor Cl2 gibi sık rastlanan gazların molekülleri, aynı elemanın iki atomundan ibarettir. Su H2O, hidrojen peroksit H2O2 , karbon monoksit CO, karbon dioksit CO2 ve amonyak NH3 gibi çevremizde sık rastlanan bileşiklerin moleküllerinde farklı atomlar bulunur

En küçük molekül, hidrojen molekülü olup, çapı 2,3-2,4 angstron (1 angstron= 10 -8 cm) ve ağırlığı 3,3×10 -24 gramdır. Mesela bir çay kaşığında bulunan su moleküllerinin sayısı, atlas (Atlantik) Okyanusunda bulunan suyun, çay kaşığı sayısına eşittir. En büyük moleküller, protein ve dna gibi karmaşık organik moleküllerdir. Bunlar binlerce tek atomdan müteşekkildir ve molekül ağırlıkları hidrojeninkinin birkaç milyon katıdır.

Moleküller gaz, sıvı ve katı olarak bulunurlar. Genel olarak, diğer özellikleri aynı olmak şartıyla,

moleküller, büyük ve ağır oldukça daha zor buharlaşırlar. Mesela, metan’ dan butan’ a kadar olan moleküller normal sıcaklıkta gazdırlar. Ancak pentan’dan pentadekan’ a kadar olanlar ise sıvıdırlar. Heksadekan ve daha ağır olanlar ise katıdır. Bu durum ayrıca sıcaklığa ve moleküller arası çekim kuvvetine bağlıdır. Molekül yığınlarında moleküller, oldukça zayıf moleküller arası kuvvetle tutulurken; moleküllerin elektrik yüklü olması halinde kuvvetli bir elektrostatik kuvvetle bir arada tutulurlar. Böyle bir katı kristali eritmek için bu kuvvetli bağların çözülmesi gerekir. Bu ise erime noktasının yüksek olması ve daha fazla enerjiye ihtiyaç olunması sonucunu getirir.

 

Mezopotamyada Kurulan Uygarlıklar Nelerdir

Mezopotamyada Kurulan Uygarlıklar

Merhaba aradaşlar. bugün sizlere Mezopotamyada kurulan uygarlıklar hakkında bilgi vereceğiz. Dilerseniz başlayalım.

Mezopotamya’da kurulan devletler; Sümerler, Babilliler, Asurlular ve Akadlardır.

Sümerler
• Mezopotamya’da kurulan ilk uygarlık Sümerlerdir. M.Ö 3500’de Orta Asya’dan gelerek Mezopotamya’da devlet kurmuşlardır.
• Kanallar açmışlar ve bataklıkları kurutarak tarım ve hayvancılık yapmışlardır.
•Tarihte ilk yazıyı Sümerler bulmuşlar ve kullanmışlardır.( Çivi yazısı) M.Ö 3200
•İlk yazılı kanunlar, ilk takvim, ilk matematik bilgileri de yine Sümerlere aittir.
•Sümerler çok tanrılı dine inanırlar ve Ziggurat adı verilen tapınaklarında tanrılarına tapınırlardı ve kurban keserlerdi.

Not: Yazının bulunmasıyla tarih devirleri başlamıştır.

Babiller

•Aşağı Mezopotamya’da kurulmuştur.
• Devletin en güçlü zamanı kral Hammurabi zamanıdır. Kral
•Hammurabi Sümer kanunlarını geliştirerek uygulamıştır. (Hammurabi Kanunları diye bilinir)
•Babil, dünyanın yedi harikasından biri olan “Babil’in Asma Bahçeleriyle” ünlüdür.
• Babilliler M.Ö 6.yüzyılda Persler tarafından yıkılmıştır.

Asurlular

•Yukarı Mezopotamya’da kurulmuştur.
•Ninova şehri başkenttir.
•Asurlular ticaretle uğraşmışlardır.Anadolu,Mısır ve Mezopotamya arasında ticaret yapmışlardır.
•Asurlular ticaret amacıyla Anadolu’ya geldiklerinde yazıyı da beraberinde getirmişlerdir.Böylece Anadolu hem yazıyı öğrenmiş hem de tarih çağlarına girmiştir.
• Asurlular M.Ö 612 yılında Pers egemenliğine girmiştir.
Akadlar

M.Ö 2300 lü yıllarda Arabistan’dan gelerek Mezopotamya’da devlet kurdular.

Akadlar;

•Elam, Asur, Doğu Anadolu ve Akdeniz’i fethederek imparatorluk kurdular.
• M.Ö 2150 yıllarında kuzeyden gelen Gutiler tarafından yıkılmıştır.

Deprem Nedir

Deprem Hakkında Bilgi

Yerkabuğu içindeki kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sarsma olayına “DEPREM” denir.

Deprem, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynayacağını ve üzerinde bulunan tüm yapılarında hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir doğa olayıdır.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde yayıldıklarını, ölçü aletleri ve yöntemlerini, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem ile ilgili diğer konuları inceleyen bilim dalına “SİSMOLOJİ” denir.

DEPREMİN OLUŞ NEDENLERİ VE TÜRLERİ:

Dünyanın iç yapısı konusunda, jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucu elde edilen verilerin desteklediği bir yeryüzü modeli bulunmaktadır. Bu modele göre, yerkürenin dış kısmında yaklaşık 70-100 km.kalınlığında oluşmuş bir taşküre (Litosfer) vardır. Kıtalar ve okyanuslar bu taşkürede yer alır.Litosfer ile çekirdek arasında kalan ve kalınlığı 2.900 km olan kuşağa Manto adı verilir. Manto’nun altındaki çekirdegin Nikel-Demir karışımından oluştuğu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe ısının arttığı bilinmektedir. Enine deprem dalgalarının yerin çekirdeğinde yayılamadığı olgusundan giderek çekirdeğin sıvı bir ortam olması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Manto genelde katı olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sıvı ortamları bulundurmaktadır.

Taşküre’nin altında Astenosfer denilen yumuşak Üst Manto bulunmaktadır.Burada oluşan kuvvetler, özellikle konveksiyon akımları nedeni ile, taş kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da oluşan konveksiyon akımları, radyoaktivite nedeni ile oluşan yüksek ısıya bağlanmaktadır. Konveksiyon akımları yukarılara yükseldikçe taşyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayıf zonların kırılmasıyla levhaların oluşmasına neden olmaktadır. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayıda küçük levhalar vardır. Bu levhalar üzerinde duran kıtalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanların hissedemeyeceği bir hızla hareket etmektedirler.

Konveksiyon akımlarının yükseldiği yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklaşmakta ve buradan çıkan sıcak magmada okyanus ortası sırtlarını oluşturmaktadır. Levhaların birbirlerine değdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sıkışmalar olmakta, sürtünen levhalardan biri aşağıya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarını oluşturmaktadır. Konveksiyon akımlarının neden olduğu bu ardışıklı olay tatkürenin altında devam edip gitmektedir.

İşte yerkabuğunu oluşturan levhaların birbirine sürtündükleri, birbirlerini sıkıştırdıkları, birbirlerinin üstüne çıktıkları ya da altına girdikleri bu levhaların sınırları dünyada depremlerin oldukları yerler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çoğunluğu bu levhaların birbirlerini zorladıkları levha sınırlarında dar kuşaklar üzerinde olusmaktadır.

Yukarıda, yerkabuğunu oluşturan “Levha”ların, Astenosferdeki konveksiyon akımları nedeniyle hareket halinde olduklarını ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açıldıklarını ve bu olayların meydana geldiği zonların da deprem bölgelerini oluşturduğunu söylemistik.

Birbirlerini iten ya da diğerinin altına giren iki levha arasında, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardır. Bir levhanın hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir.

İtilmekte olan bir levha ile bir diğer levha arasında sürtünme kuvveti aşıldığı zaman bir hareket oluşur. Bu hareket çok kısa bir zaman biriminde gerçekleşir ve şok niteliğindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayılabilen deprem (sarsıntı) dalgaları ortaya çıkar.Bu dalgalar geçtiği ortamları sarsarak ve depremin oluş yönünden uzaklaştıkça enerjisi azalarak yayılır. Bu sırada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adı verilen arazi kırıkları oluşabilir. Bu kırıklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakaları ile gizlenmiş olabilir. Bazen de eski bir depremden oluşmuş ve yerüzüne kadar çıkmış, ancak zamanla örtülmüş bir fay yeniden oynayabilir.

Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kuramı” adı altında anlatımı 1911 yılında Amerikalı Reid tarafından yapılmıştır ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmıştır.

Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bağımlı olarak, yavaş yavaş oluşan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladığı enerji, kritik bir değere eriştiğinde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafındaki kayaç bloklarının birbirine göreli hareketlerini oluşturmaktadır. Bu olay ani yer değiştirme hareketidir. Bu ani yer değiştirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açığa çıkması, boşalması, diğer bir deyişle mekanik enerjiye dönüşmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarının kırılma ve yırtılma hareketi ile olmaktadır.

Aslında kayaların, önceden bir birim yerdeğiştirme birikimine uğramadan kırılmaları olanaksızdır. Bu birim yer değiştirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabuğunda, üst mantoda oluşan konveksiyon akımları oluşturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayanıklılık gösterebilmekte ve sonrada kırılmaktadır. İşte bu kırılmalar sonucu depremler oluşmaktadır. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmiş olan gerilmelerin ve enerjinin bir kısmı ya da tamamı giderilmiş olmaktadır.

Çoğunlukla bu deprem olayı esnasında oluşan faylarda, elastik geri sekmeler (atım), fayın her iki tarafında ve ters yönde oluşmaktadırlar.

FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Doğrultu Atımlı Fay”denir. Fayın oluşturduğu iki ayrı blokun birbirlerine göreli olarak sağa veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sağ veya sol yönlü doğrultulu atımlı faya bir örnektir.

Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da “Egim Atımlı Fay”denir. Fayların çoğunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.

Cumhuriyet Nedir

Cumhuriyet Hakkında Bilgi

Cumhuriyetçilik devlet yönetiminde ve düzeninde millet iradesinin egemen olmasıdır. Devletin biçimini belirleyen yönetim tarzıdır şeklinde de tanımlanabilir.
Bu açıdan devlet hayatında kişisel otorite ve keyfiliği önlemenin güvencesini oluşturur. Hürriyet, eşitlik ve adaletin dayanağı milli egemenliktir.Cumhuriyetçilikte egemenliğin kaynağı millettir. Millet kendi yöneticilerini belli bir süre için seçer, denetler ve gerektiğinde değiştirir.
Cumhuriyet rejimin gereği halk kendi temsilcilerini temsili demokrasi esasına göre belli bir süre için seçer ve dilediğinde onları değiştirir. Cumhuriyette yönetime çoğunluk egemendir.
Cumhuriyet yönetimlerinin temel ilkelerinden biri de devletin yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrı olması anlamına gelen kuvvetler ayrılığıdır. Cumhuriyet devleti bir hukuk devletidir

Cumhuriyetçilik ilkesi, millî egemenlik ilkesini ve yönetimde herkesin söz sahibi olmasını gerektirir. Bu da milliyetçilik ve halkçılık ilkelerinin uygulanmasıyla sağlanabilir. Milliyetçilik ilkesi millî birliği, halkçılık ilkesi ise halkın durumunun iyileştirilmesi ve eşitliğin gerçekleştirilmesini sağlar. Millî birlik ve eşitlik de cumhuriyetçilik ilkesinin temelidir..

Cumhuriyetçilik, devletin yönetim biçimi olarak cumhuriyeti kabul etmek, onun gereklerini yerine getirmek, onu korumak ve yüceltmek demektir.

Atatürk’ün cumhuriyetçilik ilkesinin dayandığı esasların temelini, egemenliğin hiçbir koşul tanımadan millete verilmesi ve ülkenin yönetiminde milletin söz sahibi olması oluşturur. Atatürk’e göre, “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.” Buna göre devlet başkanı, kanun yapanlar ve yöneticiler, seçimle iş başına gelir. Bir toplumda demokrasinin kurulması ve kurumlaşması, ancak bu yolla sağlanabilir

Cumhuriyet öncelikle vatandaşlar arasında eşitliği ve onların devlet yönetimine eşit olarak katılmalarını sağlar

Atatürk cumhuriyet yönetiminin önemini şu sözlerle belirtmiştir: “Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asil fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.”

Cumhuriyet yönetiminde millet, yöneticilerini ve devlet başkanını belirli bir süre için kendi seçer. Bu süre içinde yönetimi beğenmezse yöneticilerini yeniden seçme ve değiştirme hakkına sahiptir.

Cumhuriyetçilik ilkesinde, devlet yönetimi sınıfların, kişilerin,.ailelerin, bir zümrenin eline bırakılamaz. Milletin bütün bireyleri yönetime katılabilir ve söz sahibidir. Çünkü, cumhuriyet yönetiminde bütün vatandaşlar eşit haklara sahiptir.

Atatürk; cumhuriyeti ahlâk faziletlerine dayanan bir yönetim olarak nitelemiş, cumhuriyet yönetiminin faziletli ve namuslu insanlar yetiştirdiğini belirtmiştir.

Mikroskopik Canlıların Canlılık Özellikleri Nelerdir

Mikroskopik Canlıların Özellikleri

Günlü hayatta gözümüzle göremediğimiz fakat var olan canlılar vardır. Bu canlıları göze göremediğimiz için ancak mikroskop yardımıyla görebilmekteyiz. Bu canlılara mikroskopik canlılar adının verilmesinin nedeni budur. Mikroskopik canlılara karada, havada suda ve canlıların vücudunda rastlamak mümkündür. Şimdi bu canlıların özelliklerini maddeler halinde sıralayalım.

Mikroskopik canlıların özellikleri;

– Hücresel yapıda olan  mikroskopik canlılar ve hücresel yapıda olmayan mikroskopik canlılar olmak üzere ikiye ayrılırlar.

– Mikroskopik canlılar sütten peynir ve üzüm suyundan sirke elde edilmesinde ve turşu yapımında katkı sağlarlar.

– Topraktaki canlı atıklarının çürütülmesi ve sonrasında parçalanması ve minerallere ayrılması gerekir. Mikroskopik canlılar bu görevi yerine getirirler.

– Mikroskopik canlılar besinlerin bozulmasına neden olabilir.

– Bu canlılar verem, sıtma, tetanoz, kolera ve tifo gibi hastalıkların oluşmasına neden olur.

Toplam 10 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »
Beylikduzu Digiturk